Related Posts with Thumbnails

3 Ocak 2016 Pazar

Özlenenler.. Antonio De Negris - Darius Vassell



25 Ekim 2015 Pazar

Timur Kosovalı- Kralın Dönüşü

       
 

       Bu sezona kadar son 3 sezonuna 54 gol sığdırmış, TFF 2.Lig'de oynadığı son iki takıma da lig atlama için büyük katkı sağlamış bir golcü, Timur Kosovalı. 2013-2014 sezonu Bandırmaspor adına attığı 22 golle takımını play-offa taşımış, 2014-2015 sezonunda çok fazla ilk 11 şansı bulamasa da, attığı 13 gol ile, ki sonradan oyuna girip takımına doğrudan kazandırdığı 7 puan ile Göztepe'yi direk 1.Lige taşımış bir golcü. 

        Bu sezona iki transfer yaşayarak giren Timur'un ilk durağı Şanlıurfaspor son durağı ise Ankaragücü oldu. Bu sezon ilk maçlarda 11 şansı bulamadı. Aykan Atik'in Mehmet Yıldız üzerine kurulu sisteminde yedek olarak başladığı maçlarda sonradan oyuna girmesine rağmen varlık gösterememişti. Teknik heyet değişiminin ardından Kemal Kılıç'ta Gümüşhane maçında yine aynı sistemle, Mehmet Yıldız'ın kaleye sırtı dönük top saklaması ve kanatlardan bindirenlere top çıkarması üzerine kurulu sistemle sahaya çıkınca yine yedek klubesinden çıkamadı Timur. İkinci yarı oyuna girse de yine ilk pas tercihleri Mehmet Yıldız lehine kullanılıp, onunda düşen kondisyonu sebebiyle iyi toplar servis edememesi nedeniyle Timur yine varlık gösterememişti. 

       Sivas Belediyespor maçında ise Kemal Kılıç son derece doğru bir hamle yaparak 4-2-3-1'den vazgeçerek 4-4-2 dizilimi ile sahaya çıktı. İlk 11'de kupa maçından sonra ilk kez yer bulan Timur golcü kimliğini tekrar eline aldı ve takımın kazandığı 3 puana katkısı büyük oldu. 

       Belki hatırlarsınız, Levent Kale'nin ilk geldiği sezonu. İlk haftalarda kadroda kendine yer bulamıyordu. Levent Kale'yi biraz tanıyanlar ya da geçmişine bakanlar neden oynatılmadığını merak ediyor bir an evvel kadroya girmesini bekliyorlardı. Lig maçlarında kendine yer bulamayan Levent Karaman Belediyespor kupa maçında 2 gol atıyor, onu tanımayanların hatta kadroda Levent Kale diye birinin varlığından dahi haberi olmayanların dikkatini çekiyor, o maçın ardından Ostim Stadında oynanan maçta sonradan oyuna girip Bugsaş karşısında 3 puanı getiriyordu. Levent o sezonu 15 golle kapatıp taraftarın sevgilisi olmuştu. Bu sezon takımdan gönderilmesinin hayal kırıklığını bugün dahi çoğu taraftar yaşıyordur.

        Bu hatırlatmayı neden mi yaptım, işte Timur, tam Levent Kale gibi performans gösterebilecek bir potansiyele sahip. Belki bu Sivas Belediyespor maçı da Timur'un dönüm noktası olur. 

19 Temmuz 2015 Pazar

Sıska Solak, Andres Lamas - El Flaco El Zurdo



Defensor Sporting Club, klüp tarihi 1913'lere dayanıyor ancak ismi henüz genç. 1913 yılında futbol üzerine kurulan Club Atletico Defensor ile 1910 yılında kurulan Sporting Club Uruguay'ın 1989 yılında birleşmesi ile, Defensor Sporting Club ismi doğmuş oldu.

Club Atletico Defensor, ilk olarak Defensor Football Club olarak kuruldu. Punto Carretas cam fabrikası işçileri 1909 yılında greve başladı. Bu grevin etkin grubu "Defensores de la Huelga" yani "Grev Savunucuları" adlı gruptu ve Defensor Football Club'ü kuran ekip, "Defensores de Huelga" üyelerinden başkası değildi.

Uruguay Futbol Ligi profesyonel olarak 1932 yılından beri devam ediyor ve bu süreçte bu ligde Nacional ve Penarol'ün mutlak üstünlüğü var. 1932 yılından bu yana Penarol 38 kez, Nacional 34 kez şampiyonluk sevinci yaşadı.



1976 yılına geldiğimizde Uruguay Primera Divison bu iki takım dışında bir takımın şampiyonluğuna tanıklık etmemişti. Defensor 1976'da gelen şampiyonlukla bu hakimiyete son veren ilk takım oldu. 1976'dan Defensor'un ikinci şampiyonluğunu kazandığı 1987'ye kadar da bu hakimiyette bir değişim olmadı. Defensor'un açtığı kapıdan 1984'te geçen Central Espanol hariç. 1987'de gelen şampiyonluk, Defensorun, Defensor Sporting Club adı ile kazandığı son şampiyonluk oldu. 1989'da futbola oranla çok çok başarılı olan, Uruguay basketbolunun en başarılı takımı Sporting Club Uruguay ile birleşen Defensor, bugünkü adını aldı. Yeni adıyla ilk şampiyonluğunu 1991'de kazandı.

Penarol ve Nacional'dan sonra Uruguay'ın en başarılı üçüncü takımı ünvanını elde eden Defensor, son şampiyonluğunu 2007-2008 sezonunda yaşadı. Bu şampiyonluk, hikayemizin kahramanı olacak Andres Lamas'ı Uruguay'dan önce Ankara'ya, Ankara'dan La Liga'ya taşıyacak yolculuğun başlangıcı oldu.

2007-2008 sezonuna klasikleşen teknik direktör değişikliği ile giren Ankaragücü, takımın başına Hans Peter Brigel'i getirmiş, 9. haftanın sonunda ise yollarını ayırmıştı. Brigel'in ardından takımın yeni teknik direktörü, ilk teknik adamlık deneyimini yaşayacak olan, takımın efsaneleşmiş futbolcusu Hakan Kutlu oldu. Devre arası transfer döneminde Emre Güngör'ü Galatasaray transfer edince, stopere transfer ihtiyacı duyan takıma önce Anadolu seyyahı Tolga Doğantez, ardından bizzat Hakan Kutlu'nun izleyip beğendiği, ve o sezonun Uruguay şampiyonu takımında forma giyen Andres Lamas geldi. Taraftarlar onu ilk olarak, bir tesis ziyaretinde, kiralık arabasından inerken gördüler. Orta segment sedan aracın içinden inen ince bacaklı zayıf adamı görenlerin sanıyorum hiçbiri onun futbolcu olduğunu tahmin etmemiştir. O haliyle takıma içecek tedarik eden bir plasiyerden farkı yoktu. "El Flaco" yani "Sıska" lakabını hak ettiğini gösteriyordu. Diğer lakabı "El Zurdo" Solak sıfatı ile tanışamadan veda etti Ankara'ya. 13 maçta forma giydi sadece, ama son kuşak taraftarların çoğunun altın 11'inde ve hatırlarında her zaman yeri sağlamda. Bir defans oyuncusunda olması gereken agresiflik ve tutku onda fazlasıyla vardı. Bu özelliği forma giydiği 13 maçta 6 sarı kart görmesine ve taraftarın gönlünde taht kurmasına neden oldu.

Andres Lamas Türkiye'de ki başarılı sezonunun ardından La Liga takımlarından Recreativo Huelva'ya transfer oldu. Huelva'nın dışında Las Palmas ve Alcoron deneyimleri de yaşayan Lamas, 2013 yazında Amerika kıtasına geri döndü. Ülkesinin Liverpool ve Ekvador'un Independiente takımlarında forma giydikten sonra tekrar Avrupa'ya, İsviçre'nin FC Luzern takımına transfer oldu. Son olarak geçtiğimiz Ocak ayı transfer döneminde, yine Ekvador takımlarından Barcelona Sporting Club'e katıldı. Ruben Israel yönetiminde ki Barcelona'da kendisine yer bulan Andres Lamas, yeni teknik direktör Guillermo Almada'nın gözüne giremeyince kadro dışı kaldı ve şuan kendisine takım arıyor.



Lamas eğer büyük sakatlıklar geçirmeseydi, La Liga performansı onu daha yukarılara taşıyabilir, şuan kadro dışı kalma üzüntüsü yaşamayabilirdi. "El Zurdo" (Solak), lakabına yön veren sol ayak çapraz bağlarından yaşadığı sakatlık nedeniyle, İspanya'da kendinden beklenen patlamayı ne yazık ki yapamadı ama 2013'te ülkesine dönerken mutluydu. O kendince kazanması gerekeni kazanmıştı çünkü. Altı aylık kızı, eşi ve Montevideo'da evi gibi gördüğü Rodo Parkı onu mutlu etmeye yeten sebeplerdi.

12 Temmuz 2015 Pazar

Aldo De Nigris - Antonio'nun Ayak İzlerinde



11 Kasım 2009 futboldan bir yaprağın daha döküldüğü, hayatın diğer yüzü ölümü hatırlatan o acı gün. Bir yıl önce kalp kapakçıklarında büyüme teşhis edildiği için futbolu bırakan, ancak futboldan kopamayıp Yunanistan takımlarından Larissa'ya transfer olan De Nigris, bu sabaha uyanamadı.

Ölümü, onu izleyen herkese derinden bir üzüntü yaşattı. Fenerbahçe maçında attığı gol sonrası yaşadığı gol sevinci ile, taraflı tarafsız sempati toplamıştı. Ve o insanlar bir gün uyandıklarında, bu sempatik Meksikalının dünyaya veda ettiğini öğrendiler. Bu vedanın derin acı yaşattığı biri daha vardı. Elbette onun acısı daha büyüktü. Abisinin ayak izlerini takip eden Aldo De Nigris.

"Biliyorum, o beni izliyor. Ve muhtemelen üzgündür. Çünkü o, beni böyle görmeyi asla sevmezdi. Ama ikimizin hayali için savaşacağımı biliyor, Dünya Kupası'na gitmek." demişti ölümünün hemen ardından.

Aldo, abisini kaybettiğinde Monterrey forması giyiyordu. "Ben onun (Antonio De Nigris) kadar
Monterrey aşığı birini görmedim" dediği takımın formasını giyiyordu ve bu kaybı yaşadığı hafta sonu, takımının play-off mücadelesi vardı. Bu karşılaşmada oynama isteğini "Oynamak istiyorum, o beni oynarken görmek isterdi. O hep savaşçı oldu, umarım bende onun yaptıklarının çeyreğini dahi olsa yapabilirim" diyerek gösterdi.

Abi kardeşin en büyük hayali Dünya Kupasına giden Meksika kadrosunda olabilmekti. Antonio yaşamına bu anı ekleyemedi. Antonio'nun ayak izlerini takip eden Aldo, bu hayale yaklaşsa da o da bu rüyaya erişemedi. Ama abisini kaybetmesinden 5 gün sonra sahaya çıkıp, onun en büyük aşkı Monterrey'i play-offta üst tura taşıyacak golü atarak gururlandırdı. Güçlü kaldı savaşçı olmak bunu gerektirirdi.



O yıl Monterrey finale kadar gitti, Aldo final yolunda 4 gol atarak takımına büyük katkı sağladı. Monterrey formasını 5 sezon giydikten sonra, Guadalajara'ya transfer oldu. 6 kez milli takım forması giydi, 1 kez gol sevinci yaşadı.

Abi kardeşin birlikte düşledikleri en büyük rüya gerçekleşmedi. "Bazen bir rüya yeter, ikimizde görebilirsek eğer" der Teoman'ın Kişisel Bir Şey adlı şarkısı. Onlar birlikte bir rüya gördüler, önemli olan da buydu. Aynı düşü paylaşabilmişlerdi.

22 Şubat 2015 Pazar

Maç Yazısı - Bandırma 22.02.2015

    İnanmış bir şehir ve inanmış bir takım vardı bugün. Sabah 10'da insanlar toplanmaya başlamıştı stad etrafında. Rakip bu ligin lideriydi, çetin cevizdi. Birkaç yıl önce, kupa kurasında çıksa, çerez diyebileceğimiz takımların, şuan çetin ceviz rakiplerimiz olmasının ne kadar acı verdiğini belirtmeden edemem. 

    İlk düdükle birlikte atağa kalkan takımın inancı ne kadar belliyse, ilk dakikadan sarı kartına başvuran hakemin niyeti de bir o kadar belliydi. Harun'un zamanlama hatasıyla rakibine yaptığı hareket maçın ilk faulü olmasına rağmen, uyarı hakkını es geçip sarı kart gösteren hakemin, rakibin iki stoperi Oğuz ve Cenk'in orantısız müdahalelerinde uyarı hakkını bile kullanmaması niyetinin bir göstergesiydi. 11.dakikada hastanelik olan Metin Aydın ve maçı kafasında sargı beziyle tamamlayan Teoman kendilerini sakatlamış olmalılar ki, rakip Bandırmaspor maçı tek sarı kartla tamamlamayı başardı. Oğuz ve Cenk uyarı bile almadan oyuncularımızı tekmelerken, oyuna yeni dahil olan Hasan Kaya ilk faulünde sarı kart gördü. Ve finalde yine basit bir pozisyonda basit bir penaltıyla çalınan 2 puan. 

   Ancak şunu öğrenmek gerekiyor artık. Rakip sadece 11 kişi değil, hakemlerde rakip. Ve eğer rakip mağlup edilmek isteniyorsa hakemde mağlup edilmeli. Bir kişilik değil iki kişilik oynamak gerek. Bulunduğumuz ligin lideri karşısında iç sahada gayet baskılı oynadık, ancak akıllı ataklar geliştiremedik. Rakibin iki stoperi de hava toplarında geçit vermemesine rağmen ısrarla uzun toplar ve kanat ortalarına yönelmek hataydı. Ki yapılan ortalar rakibi geçse, içeride topu tamamlayacak kimse yoktu. Dizilim ve yer alma konusunda sıkıntılar yaşadık. Nitekim golü göbekten pas yaparak geldiğimiz nadir ataklardan birinde bulduk. Bahtsız bir penaltı golüyle 1 puana razı olduk. Neye üzülsem bilemedim. Onca emeğin bir düdükle uçup gitmesine mi, hakemin penaltısı olmasa gol atamayacak bir takımın ligin lideri olmasına mı, en yakın rakibinin 5 puan üstünde lider olan takımın peşinden sadece 20 kişinin gelmesine mi? 

  Önümüzde Kocaeli Birlik maçına kadar 4 maçlık bir periyot var. Ve ilk 2 maç Ankara'da. Bu 4 maçlık periyottan 12 puan çıkarmak imkansız değil. Evet imkansız hale getiren faktörler var, ancak işi kimsenin kader değiştirecek düdüğüne bırakmadan kendi göbeğimizi kendimiz kesmemiz gerek. Hatay maçından sonra anlayamadığımız bu gerçeği bugün görelim artık. Tek rakibimiz aynı formayı giyen 11 kişi değil.